top of page
Ara

Viyana'da Bir Haftasonu

Yazarın fotoğrafı: gunoralgunoral

Gutenberg'e selam verdik
Gutenberg'e selam verdik

Bizim için yolculuk eskiden bir araçtı. Ulaşılacak olan yere gitme süreci, yorgunluk, fazla bir anlam yüklemediğimiz bir eylemler silsilesi. Bora’nın hayatımıza girmesiyle birlikte seyahatlerin yolculuk kısmı da keyif ve mutluluk haline geldi. Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz tüm yolculuklar arasında sadece iki kez Bora’nın gazabı ile karşılaştık. Diğer zamanlar hep iyi yolculuklar oldu. Bunun için önceden birkaç uçak videosu ve ara ara ‘bak Bora uçakla şuraya gideceğiz, şunları yapacağız, bıdı bıdı’ konuşmaları çok işe yaradı. Bir de sosyal medyada bulunan çeşitli önerilerin çok işe yaradığını gördük. Çocuğun eğleneceği bazı materyali bulundurmak, sırayla onları denemek, atıştırmalıklar, ve bence en önemlisi çocuğu havalimanında bolca gezdirip yormak. Bizim son çare olarak başvurduğumuz kozumuz ise Peppa. Telefondan Peppa açınca ortam gerçekten bir bahar sabahına dönüyor, ama dediğim gibi son çare, diğer tüm olasılıklar tükendikten sonra.


Salın çocuğu koşup yorulsun
Salın çocuğu koşup yorulsun

Son dönemde giderek artan bir istekle beklediğimiz bir geziydi Viyana. Özellikle ChristmasMarket ziyareti ve Viyana Schnitzel tatma isteğimiz buraya yönelik iştahımızı kabartmıştı. Yaz ortasında uçak biletlerinin indirime gittiği bir dönemde aldığımız biletleri Aralık ayı başına kadar beklettik ve sonunda beklenen yolculuk gününe ulaştık.


Bu yolculuk için Sabiha Gökçen Havalimanına ulaştığımızda havalimanında ve yakın çevresinde otoparkların dolu olması biraz sıkıntılı bir 40 dakika boyunca otopark aramamıza neden oldu. Sonunda yakınlarında metro durağı olan bir otopark bulduk ve aracımızı bırakıp metro ile havalimanına ulaştık. Havalimanı son zamanlarda günün hemen her saati oldukça yoğun olmaya başladı. Özellikle otopark sorunu gittikçe artıyor.


Viyana’da pasaport kuyruğuna girdik. Sıraya kaynayan yurdum insanı görüntülerinin arasında sinirlerimizi bozmamaya çalışırken bebekli yolculara bir öncelik tanıyan memurlar bizi en öne aldı ve kontrollerin ardından Avusturya’ya girdik. Avrupa’da bir çok noktada karşılaştığımız bu ‘çocuklu dostu’ uygulamayı seviyoruz.


Viyana’da havalimanından şehre gidiş iki yolla mümkün. Tren daha pahalı ama daha kısa ve konforlu olanı. Bizim kalacağımız yere ise otobüs de trenle benzer bir sürede ulaştığından hemen gidiş dönüş biletlerini alıp otobüse geçtik. Biletleri tükenmez kalemle işaretleyen otobüs şoförü bana ortaokul yıllarımı, yemekhane kartımızı işaretleyen görevliyi hatırlattı. Elektronik kart ya da cep telefonu uygulaması da kullanmak mümkünken kartı kalemle işaretleme bana değişik geldiğinden burada paylaşmak istedim. Genel olarak otobüs rahat ve sakindi. Trenle yolculuk yapmadık ama Sedef’in 15 yıl önceki deneyimi trenlerin de gayet rahat olduğu yönünde.


Viyana bizim gittiğimiz iki gün boyunca oldukça soğuk ve yağmurluydu. Erken bilet konusu işte bu alanda sıkıntılı. Ama biz de kıyafetlerimizi ve beklentilerimizi buna göre ayarlamıştık zaten. İlk gün akşamı hemen bir Christmas Market bulup sosisli ve glückwein (sıcak şarap) peşine düştük. Ama bu konu tam bir hüsrana dönüştü. Viyana’ya ulaştığımız gün bir cumartesi günüydü. Bunu fırsat bilen şehir halkı ve turistler akın akın sokaklardaydı. Kaldığımız evden Town Hall yaklaşık 20 dakikalık bir yürüme mesafesindeydi. Yola çıktık, Town Hall’a kadar şarkılar ıslıklar neşeyle yürüdük. Town Hall önünde ise mahşeri bir kalabalıkla karşılaştık. Adım atamıyorduk. İnsanın bazen aklı böyle durumlarda duruyor. Orada kalabalığa hiç girmemek varken Bora’yı kucağıma aldım, Sedef de bebek arabasını iterek bir yandan da birbirimizi kaybetmemek için tutunarak kalabalıkla ilerledik. Ama hiç bir standa ulaşmak mümkün değildi. Her stand için 10-15 dakika beklemek gerekiyordu. Biz de Bora’nın keyif alacağı birkaç görsel, atlıkarınca, büyük bir oyuncak ayı ve arkadaşları, buz pateni yapanlar gibi görüntülerin peşine düştük. Bora’nın keyfini biraz yapınca da o kalabalıktan hemen uzaklaştık. İşin daha da sıkıntılı kısmı, Christmas Market standlarındaki sosislere güvenip hiç bir rezervasyon yaptırmadığımızdan hiç bir restoranda yer de bulamadık. Sonunda eve yakın bir yerde bir sandviççi bulduk. Fladerei Salzgries adlı bu mekan umduğumuzdan çok daha iyi çıktı ve çok iyi birer sandviç ile çok çok iyi birer bira şansımız oldu. Yemek sonrası esas sorunu yaşadık, hiç açık market kalmamıştı. Sedef ve Bora’yı eve bırakıp Bora’nın geceleri değişmez içeceği olan bir adet süt bulmak üzere yola çıktım. Yaklaşık yarım saat boyunca açık market aradım, sonunda ana otobüs durağına ulaşıp oradaki bir büfeden sütü alabildim. Bu esnada cep telefonumun şarjı bittiğinden eve yolu mucize eseri bularak ulaştım. Maceralı ama bir baba için başarılı bir sefer oldu.


Kalabalıktan Christmas Market keyfi yaşayamadık
Kalabalıktan Christmas Market keyfi yaşayamadık


En azından rengarenk ortamı izledik
En azından rengarenk ortamı izledik

İkinci günün sabahı kahvaltı için oldukça pahalı bir alışverişle bir meyvesuyu, iki kahve ve iki çöreğe 17€ ödeyerek alıp eve geldim. Bu konu bu satırları yazarken dahi canımı sıkmaya devam ediyor. Cumartesi günü öğleden sonra ulaştığımız  Viyana’da cumartesi akşamı erkenden kapanan marketler pazar günü de kapalı olunca evde yemek için hiç bir şey alamadan iki gün geçirdik. Kahvaltılarımızı erken ve keyfimize göre yapmayı sevdiğimizden bu bizim için bir sorundu. Pazar gününün sabahı bu şekilde pahalıya patlayan kahvaltı, ertesi günün sabahında yerini ‘battı balık yan gider’ düşüncesiyle daha pahalı kahvaltılara bırakacaktı.


Gorilleri severiz
Gorilleri severiz

Bak yavrum zürafa
Bak yavrum zürafa

Tekrar Pazar gününe dönelim. Günün planı Bora’yı Natural History Museum’a götürmekti. Arada da bulabildiğimiz Christmas Market standlarında nevalemizi düzecektik. Aslında saat 10:00 gibi ulaşmayı planladığımız müzeye biraz etrafta aylaklık edip Viyana’ya özgü tatlılar yiyerek 1 saat geç vardık. Müze gezimiz Bora’nın başlangıçta müthiş olan sonra giderek sıkıldığı ilgisiyle inişli çıkışlı bir keyif düzeyinde geçti. Öğle yemeği için yaptığımız rezervasyonumuzu kaçırınca Viyana Schnitzel de yalan oldu, biz de müzenin restoranında yemeye karar verdik. Kaderin cilvesi olarak orada da schnitzel bitmişti. Sonunda ben bir gulaş Sedef de pizza alarak yavrumuzu da besleyip uykuya hazırladık. Burada içtiğim bira da çok iyiydi. Hepsi yerel üretim olan bu biralar, tıpkı Münih’te olduğu gibi tadı ve berraklığı ile mutluluk vericiydi. Müzeden çıkar çıkmaz arabasında uyuyan Bora’yı uyandırmadan glückwein’ımıza da bir standın önünü işgal ederek ulaştık. Beklentiyi tam olarak karşılamasa da fena değildi. İkinciyi istemeyi engelleyen bir durum yoktu.



Akşam yemeğini küçük bir Christmas market alanındaki standlardan aldığımız kuru et ve peynirler ile geçiştirip evin yolunu tuttuk. Bu esnada sokaklarda gezinirken kontrbas çalan bir sokak çalgıcısını biraz dinledik, günümüzün modern dünyasının temelini atanlardan olan Gutenberg’in (matbaanın mucidi) heykelini selamladık. Pazar sabahı yerel saatle 04:30’da uyanıp bizi de ayağa diken yavrumuz akşam daha 8’i görmeden uyuklamaya başlamıştı. Sonuçta onu yatırıp biz de yorgunluğumuza teslim olduk. Pazartesi günü yukarıda bahsettiğim şekilde gereksizce pahalı bir kahvaltının ardından yol hazırlıklarımızı yapıp alışverişe çıktık. Birkaç marketi dolaşıp kahve, çikolata ve türevi ihtiyaçları giderdikten sonra da havalimanına ulaştık.


Sokakta kontrbas dinedik
Sokakta kontrbas dinedik

Kardanadam ve sevimli dostları
Kardanadam ve sevimli dostları

Bu gezi, spontane bir bilet alımıyla, soğuk ve yağmurlu bir havada, üstelik jetlag olan bir bebeğin mızmızlığıyla zorlu geçti. Ama esas zorluklar Viyana’da oturacak doğru düzgün bir mekan bulamamamız (hepsi çok önceden rezerveydi), ilk günün kalabalığı ve açık market bulamamaktı. Viyana için meşhur olacak bir klasik müzik konserine, başka bir müzeye ya da iyi bir restorana gitme şansımız olmadı, bunda en büyük suç da gezi planımızı önceki gezilerimizde olduğu gibi net yapmamamız. Artık tüm gezilerimiz daha çok Bora’nın keyfi çerçevesinde gelişiyor. Çocuklu seyahatin negatif tarafları. Neyse ki ben amacım olan Viyana gulaşı, apfel strudel ve kremalı strudel üçlüsünü tadabildim, ama Sedef’in Viyana schnitzel hayali başka bahara kaldı. Bora’nın kaldığımız yeri beğenmeyip sürekli ‘evimize gidelim’ ısrarı, eve döndüğümüzde güle oynaya ortalıkta koşuşturmasına kadar sürdü. Bu yazı, daha çok çocuklu bir gezi macerası kıvamında oldu, çünkü şehri pek göremedik. Ama çocuklu seyahatler için mini bir rehber olabilir diye paylaşıyorum.

 
 
 

Comments


Join My Mailing List

Thanks for submitting!

© 2023 by Going Places. Proudly created with Wix.com

bottom of page