top of page
Ara

İspanya'da Bir Gezinti

  • Yazarın fotoğrafı: gunoral
    gunoral
  • 1 Ağu 2019
  • 6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 22 Eyl 2019


İspanya, turizm konusunda dünyanın sayılı ülkelerinden. Sahilleri, tapas barları, Endülüs’lerden kalma tarihi yapıları ve daha bir çok çekim noktalarıyla her yıl milyonlarca turistin ağırlandığı bir ülke. Biz erken yaz tatili kıvamında bir hafta süresince bu güzel ülkeyi baştan başa dolaşmak istedik. Planlamamız Valencia’ya havayolu ile ulaşıp buradan kiralayacağımız araçla en güneye inmek ve oradan kuzeye yönelerek birkaç yere daha uğrayıp Madrit’e geçmek şeklindeydi.


Valencia: Cumartesi sabahi Napoli’den Valencia’ya havayolu ile ulaştık. Rentalcars uygulamasından bir araç kiralamıştım. Aracımızı teslim almak için biraz geç kaldığımızdan sıranın sonlarındaydık. Daha önce de bu konuda tecrübe ettiğim üzere elinde benim kiraladığım şekilde küçük ve ucuz aracı kalmayan kiralama şirketi bize hiç bir ek bedel olmadan üstü açık bir Mini Cooper verdi. Teşekkürler kiralama şirketi.


Paella

Valencia’da sadece bir gün kalacağımızdan planımız biraz sıkışıktı. Önce öğle yemeği için İspanyol bir arkadaşımın tavsiyesine uyarak şehrin güneyinde yer alan paella(paeyya okunur) yemeği ile meşhur El Saler köyüne uğradık. Paella bir çeşit fırınlanmış pirinç pilavı, damak tadına göre çeşitli etler ve sebzelerle pişiriliyor, pişirildiği tavanın içinde masaya getiriliyor. Aslında Valencia usulü paella, tavşan eti ve salyangoz içeriyor. Salyangoz tadını sevmediğimizden deniz ürünlü aldık. Bugüne kadar yediğim en güzel paella açık ara buydu. Yanında buz gibi İspanyol şarapları ile çok iyi bir öğle yemeği oldu. Yemeğin ardından şehir merkezindeki odamıza yerleşip kendimizi dışarı attık. 


Valencia çok güzel bir şehir. Gezimiz süresince gördüğümüz diğer şehirleri de çok beğendik, ama bence Valencia halkın dışarıda keyifli vakit geçirebilmesi konusunda belediyecilik faaliyetleri açısından müthiş bir örnek. Şehrin etrafından dolaşan kurumuş bir dere yatağının tamamını büyük bir parka çevirmişler. Parkın tamamını gezmeye imkan yok, şehrin kuzey ve doğusunu çepeçevre sarıyor. Özellikle şehrin doğusunda Av. Del Professor Lopez Pinero caddesinde yer alan büyük bir kompleks, benim şehir planlaması konusunda gördüğüm en iyi örnek diyebilirim. Birbiri ile bağlantılı çeşitli kültür-sanat merkezleri, müzeler, eğlence alanları, açık hava konser alanları, botanik bahçesi, yürüyüş ve bisiklet yolları ile ailece dışarıda vakit geçirilebilecek çok güzel bir alan. Burada birkaç saat geçirip birbirinden ilginç binalarla fotoğraflarımızı çektikten sonra şehir merkezine dönüp bir çok restoran ve bar arasından keyfimize göre olan birine oturup güzel bir akşam yemeği yedik. Pazar günü odamızı boşaltmadan şehir merkezinde gezi listemizde bulunan kapalı çarşı benzeri Merkat Municipal’i gezmek istedik, ancak kapalıydı.


İpek loncası

Buradan hüsranla ayrılıp İpek Loncasına geçtik. Bu bina, eskiden ipek ticaretinin düzenlendiği ve bazı mahkemeler için de kullanılan, özgün mimarisi ile görülmesi gereken yerlerden. Özellikle içerideki ışık durumu ve dekorasyondaki geometrik tasarım nedeniyle fotoğraf konusuna ilgili olan herkesin uğramasını tavsiye ederim.


İspanya kırsalı: Öğle yemeğimiz için sandviçlerimizi yanımıza alarak öğle vaktine doğru Valencia’dan Malaga’ya doğru yola çıktık. Yol boyunca (ki bu konu tüm İspanya boyunca dikkatimizi çekti) dağ tepe her yerin ekili alan olması gerçeği ile karşılaştık. Tarlalar bitti zeytinlikler başladı, onlar bitti meralar başladı, onlardan sonra tekrar tarlalar, ekili alanlar, yeşillik.. Böyle bir toprak kullanımı görmemiştim. En dik yamaçları bile zeytinlik yapmışlar. Bu ülke gerçek bir ziraat cenneti. Yol üzerinde uygun bir yerde öğle yemeğimizi yiyip bir köy kafesinde kahvelerimizi içtikten sonra akşamüzeri Malaga’ya ulaştık.


Bir tepeden görünen Malaga

Malaga: Bu şehre gelmemizin tek sebebi benim Malaguena Salerosa şarkısına olan tutkumdu. Sokakları restoranlar ve barlarla dolu olan bu güzel şehirde akşamımızı şehir merkezinde ve liman bölgesinde dolaşarak geçirdik. Burada tapas bar ritüelini gerçekleştirdik. Tapa, çeşitli malzemelerden yapılan küçük yemekcik. Bunlardan 3-4 çeşidi bizi doyurmaya yetti. Özellikle bir yer tavsiye etmiyorum çünkü genel itibariyle çok iyi restoranlar var ve her restoranda spesyal olan tapas farklı. Keyfe ve mide çeperine göre farklı yerlere uğranarak da akşam geçirilebilir. Sabah odamızı terk edince ilk olarak şehir manzarasını izlemek üzere Castillo di Gibralfaro’ya uğrayıp muhteşem manzaranın keyfini çıkardık. Kaleye giriş ücretini vermeden manzarayı izlemek için google map uygulamasından faydalanılabilir. Biz kaleyi de görmek istedik. Buradan yola çıkarak sonraki durağımız olan Gibraltar’a yola koyulduk.


Afrika'ya uzaktan baktık

Gibraltar: İspanya’daki İngiltere toprağı Gibraltar’a girebilmek için İngiltere vizesi istenmekte. Kapıdaki kontrol görevlisi pasaportları kontrol ediyor ancak bizi üzen bir şekilde Gibraltar’a giriş damgası basmadı. Bu damgayı pasaportumda görmek isterdim. Gibraltar, Avrupa’nın en güzey noktası değil, ama İngiltere tarafından Akdeniz’e giren-çıkan gemilerin kontrol edilebileceği bir üs olarak 1713’den beri tutulmakta. Şehrin çok güzel bir yat limanı var. Buradaki uzakdoğu restoranında yemeğimizi yedikten sonra Herkül Sütunu ve Avrupa Noktası’nı görmek üzere daha da güneye doğru harekete geçtik. Önemli bir ayrıntı, burada İngiliz poundu kullanılıyor. Yemeği kredi kartıyla yemek mümkün ama otoparkın kredi kartı makinesi bozuk olduğundan görevli birini bulup derdimizi anlatana kadar yarım saat otoparktan çıkamadık. Avrupa Noktası’nda bulunan cafe tam bir hayal kırıklığı. Pis ve tatsız tuzsuz bir mekan. Pek fazla turist de gelmiyor belki bu nedenle, ancak bölgede bulunan neanderthal mağaraları ve Herkül Sütunu (diğeri Afrika kıtasında) turist çekim merkezleri. Gibraltar’dan çıkış ise büyük bir sorun. Bölgeden çıkışın belli bir saatte sona eriyor olması ve çalışanların çoğunun İspanya tarafında yaşaması nedeniyle şehirden çıkışımız yaklaşık bir saat sürdü. Sonraki durak Avrupa’nın en güzel noktası: Tarifa.


Avrupa'nın en güneyine ulaşamadık

Tarifa sokakları

Tarifa: Tarifa bizim Alaçatı’ya benzettiğim, dar ve taş döşeli sokakları ve kaliteli restoranları ile çok güzel bir şehir. Özellikle bir yanda akdeniz bir yanda Atlas Okyanusu olan Isla de Tarifa köprüsü görülmesi gereken yerlerden. Yaz başı olmasına rağmen çok serin ve çok rüzgarlı olan bu şehirde biraz üşüdük. Rüzgarın bolluğu bölgeyi bir windsörf merkezi haline getirmiş. Avrupa’nın en güney noktası bir askeri alanda yer aldığından ne yazık ki görme imkanını bulamadık. Burada bir gece geçirip sonraki durağımız ve olan Sevilla’ya doğru yola çıktık.


Plaza de Espana

Sevilla: Bu muhteşem şehir bir çöl görünümünden bugüne çeşitli tekniklerle güzelleştirilerek getirilmiş. Şehrin her yerine kauçuk ağaçları dikilerek iklim yumuşatılmış ve gölgelik alanlar oluşturulmuş. Gezilip görülecek yerlerin başında Plaza de Espana geliyor. Bunun dışında şehir merkezinde bulunan Alcazar Sarayı bir dönem bölgeye hakim olan Arapların izlerini taşıyan muhteşem bir yer. Nehir kenarında bulunan Torre del Oro bir denizci olarak içindeki müzeyle benim ilgimi çekti, ama ziyaret edilmesi çok da mühim değil. Eskiden Çingene Mahallesi olduğu söylenen Los Remedios, günümüzde turizmin esiri olmuş bir bölge. Bu bölgede bir tapas+flamenko turuna katıldık ama ben pek beğenmediğimi söylemeliyim. Aslında Sevilla’da tapas mutfağı muhteşem, çeşit çeşit mekanda birçok değişik tapas yedik ve hepsini çok beğendik. Ama işin içine ‘tur’ kavramı girince kalite turistik seviyeye iniyor. En iyisi yerel halkın takıldığı mekanları bulmak ve ilgisiz/huysuz mekan çalışanlarını dikkate almadan yiyecek/içecek keyfine bakmak. Yemek söz konusu olduğunda en mutlu hissettiğim yerlerden biri Sevilla oldu. Mevsim olarak Haziran başı bile çok sıcak, ilkbahar-sonbahar mevsimlerinde gelmek daha rahat olabilir. Sabah kahvaltıda ya da gece geç vakitte churros yemeyi de ihmal etmemek gerek. Bize bir iki yer tavsiye eden oldu ama ucuz ve basit bir ürün olduğundan herhangi bir yerde yenebileceğini düşünüyorum. İki farklı yerde yedik, tadı pek farklı değildi.


Cordoba-Granada: Sonraki durak yine bir İspanyol arkadaşımın tavsiyesiyle Cordoba’ya uğrayarak Granada. Granada’ya sadece Mezquita/Cathedral’i görmek için uğradık. İyi de yapmışız. Benim bugüne kadar gördüğüm en muhteşem binalardan biri. Mescit olarak yapılıp zamanla genişletilen, müslümanların bölgeden gönderilmesinin ardından katedrale çevrilen binada birkaç saat keyifle dolaşmak mümkün. Bölgeyi ziyaret eden turistler için bina etrafındaki sokaklarda çok sayıda dükkan ve restoran mevcut. Bunlar arasından bir Arap restoranına oturduk ve Trük yemeklerine çok benzeyen isimleri olan ama tadı pek benzemeyen çeşitli yemekler tattık. Özellikle kayısı ve erikli kuzu eti yahnisi pek güzeldi. Cordoba’da geçirdiğimiz keyifli birkaç saatin ardından iki gün konaklamak üzere Granada’ya geçtik. Granada bence bu gezinin en güzel şehriydi. Tüm bir günümüzü villalarını ve havuzlu bahçelerini gezmek için ayırdığımız Elhamra sarayı kesinlikle uzman bir rehber ile gezilmeli. Elhamra aslında büyük bir kompleks. İçerisinde bir saray ve sarayın ihtiyaçlarının karşılandığı çeşitli yerler, çalışanların evleri ve eskiden tarla/çiftlik olup ürün yetiştirilen şimdi ise yılın her dönemi uzman bahçıvanlar tarafından çok güzel düzenlenen bahçeler var. Zenginlik ve görkem her tür sarayın bu kadar ilgi çekmesinin sebebi. Bu sarayda bir de binaların konumlandırılmasında rüzgar ve hava durumu etkilerinin düşünülmesi, havuzun konumlandırılması, çeşitli ışık ve geometrik dizayn güzellikleri gerçekten etkileyici. Granada’da Darro nehrinin iki yakasında bulunan mekanlarda yiyip içmek de çok keyifli. Denize uzak bu şehirde meşhur bir deniz ürünleri restoranı da var. Granada’da iki güzel günün ardından son durak olan Madrid’e harekete geçtik.


İspanya Kırsalı-2: Tüm yol boyunca geçtiğimiz her yerin, tüm toprakların, tepelerin ekili alan olması durumu Madrid’e kadar devam etti. Valencia’dan başlayan yolumuzda Madrid’e kadar çok çeşitli ürünlerin bölge bölge farklılık göstererek ekildiğini gördük. Sanayi alanları ya da enerji santralleri çok ilgimizi çekmedi. Madrid’e doğru güneş enerjisi tarlaları da görülüyor. Ekili alan bolluğu ise inanılmaz boyuttaydı. Yol boyunca güzel yurdumuzu ne zaman bu şekilde bolluk içinde görebileceğimizi merak ettim.


Madrid: Aslında Madrid ile ilgili hiç bir şey yazamıyorum desem yeridir. Şehir aslında çok güzel, ancak tüm turistik merkezler biz gittiğimizde tadilattaydı. Genelde görülmesi tavsiye edilen hiç bir şeyi göremedik. Tümturistik noktalar büyük brandalarla kapalı, ve onarımdaydı. İspanya Kraliyet Sarayı’nın önünde bir askeri bando konserine denk gelmemiz ve otel resepsiyonunun tavsiyesi ile gittiğimiz yiyecek pazarı ile Cortes mahallesindeki mekanlar Madrid’in güzel taraflarıydı. Madrid’de bir gece kalıp havalimanına geçerken bir çeşit kruvasan olan manolitos alıp afiyetle yedik. Bol tereyağlı bu ürüne dikkat etmek gerek insan bir kiloyu farketmeden yiyebilir. En güzeli bence sadesi.



Comments


Join My Mailing List

Thanks for submitting!

© 2023 by Going Places. Proudly created with Wix.com

bottom of page