İtalya'nın Doğu Kıyıları
- gunoral
- 11 Mar 2021
- 4 dakikada okunur
İtalya’nın genelde Roma, Floransa, Venedik gibi tarihi yerleri, Bologna, Modena, Parma gibi gastronomi başkentleri ya da Güney İtalya’nın Amalfi sahilleri Kuzey İtalya’nın Cinque Terre’si gibi yaz tatili mekanlarından bahsedilir. Nedense Doğu İtalya tarafından cruise turizminde adı sıklıkla geçen Bari dışında pek bahsedilmez. Venedik de doğu sahilinde ancak onun yeri ayrı olduğundan bu yazıda bahsetmeyeceğim. Bu yazı Rimini’den başlayarak güneye doğru inecek ve Termoli’den batıya doğru devam ederek sonlanacak.
Rimini

Türkiye’den Rimini’ye ulaşım Bologna havaalanı ile mümkün. Bologna havalimanından tren istasyonuna yaklaşık yarım saat, oradan da Rimini’ye 1,5 saatlik tren yolculuğu ile ulaşılabilir. Araç kiralamak da düşünülebilir, ancak kararınızı vermeden yapacağınız hesaplamaya araç park yeri ücretlerini de eklemeyi unutmayın, kalacağınız otelin otoparkına da ödeme yapmanız büyük olasılık. Ya da araç kiralayacaksanız ücretsiz otoparkı olan bir otel bulmaya çalışmalısınız.
Rimini, İtalya’nın doğu kıyısında, gastronomiyle ünlü Emilia Romagna bölgesi içinde, özellikle Doğu Avrupa ve balkan ülkelerinden gelen turistleri ağırlayan, kilometrelerce devam eden kumsalları, tüm kumsal boyunca devam eden sahil işletmeleri-beach clubları, eşsiz mutfağı ve renkli gece yaşantısıyla gözde bir tatil cenneti. Rus turistlerin bolluğu tabelaların İtalyanca ve Rusça olmasından anlaşılıyor. Ben hem şehir merkezini dolaşmak hem de deniz kenarında vakit geçirmek için Rimini merkezi yakınlarında bir otelde kaldım. Ancak Rimini’den güneye doğru kilometrelerce sahilde kalınabilecek çok sayıda otel var. Bu gezimde kalınacak yerleri airbnb’den seçmedim çünkü otel fiyatları gayet makuldü.
Rimini sahili kum, deniz de pek çabuk derinleşmiyor. Bu nedenle çoluk çocuk sürekli su için oynamakta, yetişkinler İtalyanlara has bir deniz içinde dikilip durma eylemi sergilemekte. İtalyan sahillerinde hiçbir yerde yüzen üç dört kişiden fazlasına denk gelmedim. Suya yarı bellerine kadar girip birbirleriyle konuşmaktan ibaret bir deniz anlayışları var. Rimini’de de durum bu şekilde. Kumluk sahil biraz dalgalı olduğunda bulanıklaşıyor ve denize girmek benim için imkansızlaşıyor. Bu nedenle deniz kenarında çok vakit geçirmedim. Plaj kilometrelerce aynı şekilde devam ediyor, ve sahil boyunca yan yana numaralandırılmış şekilde beach club’lar mevcut. Beach club’lar cafe olarak gayet iyi, atıştırmalık ürünler ve kahve konusunda memnun kaldım. Buralardan yararlanmak istemezseniz, beach club’lar arasında yer alan boş alanlarda havlunuzu serip yanınızda getirdiğiniz yiyecek içecekle rahat şekilde plajı kullanabiliyorsunuz. Ben gittiğimde haziran sonlarında sezon henüz tam başlamamıştı, temmuz ağustos aylarında çok kalabalık olacaktır.
Rimini mutfağını benim için özel kılan durum deniz ürünleri. Normalde deniz ürünlerini dümdüz ızgaraya attığınızda kendi tadı gayet yeterlidir, yanına bir salata ve içeceğinizle basit ve lezzetli bir menünüz olur. Ancak burada deniz ürünleri kebabı olarak adlandırdıkları bir çeşit baharatlı-sarımsaklı sosla marine edilmiş karides ve kalamarın mangalda pişirilmesiyle yapılan yemek gerçekten çok iyiydi. Restorandan bu bölgeye has olduğunu öğrendiğim bu yiyeceğin kökenini çok merak ediyorum. Belki yüzyıllar boyu bu bölgeleri yağmalayan türk ve berberi korsanlardan kaynaklanan bir gelenek, belki de turizmin ve kalabalığın etkisiyle oluşan bir tür füzyondur. Rimini ayrıca 10 adet Michelin yıldızlı restorana da ev sahipliği yapan bir yer.
Rimini’de kaldığım iki günde de denizci temalı bir pub olan Lord Nelson’da vakit geçirdim. Rimini İtalya’da gece yaşantısıyla ünlü yerlerden biri. Küçük bir Google araştırması keyfinize uyan bir kulübü bulmanız yeterli olacaktır.
San Marino

Aslında Doğu İtalya’ya gelmemin başlıca sebebi bu şehir devleti görmekti. Böylece bir çocukluk hayalimi gerçekleştirdim.
San Marino dünyanın en eski (hala yaşayan) demokrasisi olmakla övünen bir ülke. Yüksek bir dağın tepesinde kurulu bir kale ve çevresindeki topraklardan oluşuyor. Napolyon’dan Hitler’e kimse bu toprakları ele geçirme ihtiyacı hissetmemiş, San Marino’lular da tarafsızlıklarını koruyarak bugüne kadar yıkılmadan yaşamışlar. Bu ülkeye Rimini’den otobüs ile de ulaşabilirsiniz. Araçla geldiğinizde teleferik çevresindeki ücretsiz otoparkları kullanarak kaleye teleferikle çıkmak en iyisi, kale içerisinde park yeri ücretli.

Kale 14.yy’dan kalma ama oldukça iyi durumda. Kale içindeki sokaklar hediyelik eşya dükkanları ve restoranlarla dolu. En çok satılan hediyelik eşyalar eski paralar ve türlü şekil ve ebatlarda kılıçlar, ağırlıkla ortaçağ şövalye kılıçları ve Japon katanaları. Ayrıca fantastik edebiyat karakterlerinin bilinen kılıçları, Bilbo’nun Sting’i, Drizzt’in palalarına da rastlamak mümkün. Kale içerisinde bir de korku müzesi var, kurt adam, Drakula ve diğer çeşitli efsanelerin karakterleri hakkında bilgiler sunan ilginç bir müze.

Yemek açısından pek de özelliği olmayan bir yer, klasik İtalyan mutfağı. Ancak eşsiz manzaraya karşı içilen biranın tadı başka yerde içilenden daha güzel geliyor.

Sirolo
Rimini’de iki günün ardından güneye doğru ilerlerken Ancona’dan sonra bir doğa parkı başlıyor. Bu bölgede rotanızdan saparak yeşillikler içinde eşsiz güzellikte plajlar bulabilirsiniz. Bunun için haritayı iyi incelemek, dolambaçlı yollarda uzun mesafeler yol almak gerekiyor, ama sonuçta görülen manzaralara değer. Plajlar ücretsiz, isterseniz şezlong ve şemsiye kiralayabiliyorsunuz, bunun haricinde yakınlardaki büfe ve restoranları kullanabiliyorsunuz. Ben yol üstü bu şekilde bir plajda ufak bir serinleme molası verip yola devam ettim ve bu bölgede bir tepenin üzerinde yer alan küçük bir kasaba olan Sirolo’da konakladım. Kaldığım yer ucuzdu ve denize uzaktı. Gündüz plaja akşam da köy meydanındaki küçük bir restorana giderek vakit geçirdim.

Akşam yemeğimden sonra yürüyüş yaptığım sırada köy halkının canlı müzik eşliğinde cha cha, rhumba gibi danslarla eğlendikleri bir etkinliğe de rastladım. Sabah erken kalkarak güneye doğru yola devam ettim.

Termoli

İtalya’nın çizme şeklindeki yapısını gözünüzün önüne getirin. Topuğun yukarısında bilek kısmında bir çıkıntı var. O çıkıntının hemen üzerinde ise Termoli yer alıyor. Termoli küçük bir yarımadada bulunan kale ve anakaradaki yeni şehirden oluşuyor. Bir de Tremiti adında bir adası var, feribotla gidilebilir ya da tekne turu bulunabilir. Akşam saatlerine ulaştığım Termoli’de merkeze yakın bir yerde bir evi tuttum ve küçük şehir merkezini dolaşmaya koyuldum. Termoli pek turistik olmayan, yerel halkın çoğunlukta olduğu, sessiz ve sakin bir şehir. Burada küçük bir lokantada akşam yemeğimi yedim, ana caddeden aldığım dondurmamı yiyerek sokakları dolaştım ve arka sokaklarda tenha bir bar bulup günün yorgunluğunu attım. İkinci gün adalara gitmek yerine şehrin plajında sakin bir gün geçirip akşamında kale içindeki bir barda akşam yemeğini yedim. Üçüncü günün sabahında erken kalkarak batıya, Napoli’ye doğru yola koyuldum.

Montemitro
İtalya’da özel aracınızla seyahat etmenin en güzel tarafı dağ köylerine uğrama şansı. Termoli’den Napoli’ye doğru 3 saatlik yolculuğun daha başlarında bir dağ köyünü uzaktan gördüm ve hemen haritadan ismine baktım. Yol üzerinde o köyün sapağını görünce bir anda o sapağa rotamı değiştirdim ve dağa tırmanmaya başladım. Dik ve dar yollardan ulaştığım köyde ortalıkta pek kimse yoktu. Köy, tepeye kurulmuş çok dar sokaklardan oluşan bir merkez ve yamaçlardaki tek tük binalardan ibaretti.

Köyün içinde sessizliği dinleyerek dolaştım ve bir cafeye denk geldim. Cafede yorgunluk kahvemi yudumlayarak biraz araştırma yaptım ve köyün esas olarak Hırvatistan göçmenlerinden kurulu olduğunu ve Hırvatça konuşulduğunu öğrendim. Kısa molamda kahve haricinde bir şey yiyip içemedim çünkü açık olan bir mekan yoktu. Gençler köyü terk etmiş, kalanlar da evlerinde yiyip içiyorlardı anlaşılan.
Doğu İtalya turumu Napoli’ye dönerek sonlandırdım. Bu yolculukta San Marino’ya uğrayarak bir çocukluk hayalimi gerçekleştirmenin tatlı huzurunu duyuyorum.
Comments