Atina'da bir haftasonu
- gunoral
- 23 May 2022
- 6 dakikada okunur
Pandemi'nin sona yaklaştığını ümit ettiğimiz bu günlerde çok sevdiğimiz Roma'ya bir uğramak istedik. Ancak her alanda artan fiyatlar nedeniyle daha yakın bir destinasyona yöneldik ve perşembe gidiş pazar dönüş şeklinde Atina'ya biletlerimizi aldık. Kalacağımız yeri de airbnb'den hallettik. Sonrasında yolculukla ilgili konuları bir kenara bırakıp gündelik hayata döndük. Ta ki yolculuktan birkaç gün önesine kadar. Yolculuk için gerekli malzemelerin ve kıyafetlerin listesi yapıldı, bir gece önceden valiz (ikimiz tek valize sığacak şekilde bir deneme yaptık ve çok da rahat olduğunu gördük) hazırladık ve sabah erkenden yola çıktık. İstanbul Havalimanı otoparkına aracımızı bırakıp yeterli yönlendirme tabelaları olmadan kapatılmış olan girişler arasından 100 metre kadar ilerleyerek havalimanı binasına girmeyi başardık. İçeride ise dışarıda olduğunun aksine düzenli bir ortam vardı, çabuk şekilde kontrollerimizi yaptırdık ve uçağa geçtik. Atina’ya sabah 0930 civarında indik. Havaalanından Atina merkezine M3 metro hattını kullanarak yaklaşık 1 saatte ulaştık, kişi başı 9€. Kalacağımız yer Athinas ile Evripidou caddelerinin köşesinde, merkeze çok yakın, çevresi ilk bakışta geceleri tekin olmayacak gibi görünen bir yerdeydi. Odamıza giriş yapmamıza daha zaman olduğundan çantamızı ev sahibimize emanet edip etrafı dolaşmaya başladık.
İlk hedefimiz erken bir öğle yemeği ile enerji depolamaktı. Karamanlidika adlı küçük bir restoranda balık pastırması, sarma, kızarmış patlıcan/kabak ve yoğurttan oluşan öğle yemeğimizi yedik. Benim içtiğim Vladikas beyaz şarabı çok beğendim, az tatlı, üzüm tadını hissettiren, balık pastırmasının tuzuyla hoş bir tezat yapan bir tadı vardı. Karamanlidika aynı zamanda çeşitli şarküteri ürünlerini de paket olarak alabileceğiniz bir yer. Öğle yemeğinden sonra Psyri mahallesinde rastgele etrafı dolaşırken karşımıza çıkan bir cafede frappelerimizi yudumladık.

Ardından odamıza giriş yapıp birkaç saat dinlendikten ve marketten kahvaltılık malzemelerimizi alıp buzdolabına yerleştirdikten sonra Atina’lı arkadaşımız Kostas’la buluşarak turistik merkezden uzakta yerel bir taverna’ya gittik. Burada özellikle hünkar beğendi (yazılışı farklı olsa da böyle okunuyor) bugüne kadar yediklerimizin en iyisiydi. Ben ayrıca pırasalı sucuk kızartmasını çok beğendim. Bunun dışında kavurma, musakka(bizdekinden farklı, üzerinde kaşar var) ve grek salata ile puf börekten oluşan menümüzü uzo ile tamamladık. Canlı müzik ile beraber çok güzel bir yemek deneyimi oldu. Merkezdeki turistik tavernalarda da benzer bir ortam var, yemek kalitelerini ise bilmiyorum.
Akşam geç saatlerde Athinas caddesinde yürüyerek evimize geldik, daha önce belirttiğim gibi pek tekin görünmeyen bir cadde olsa da herhangi bir gariplik ya da emniyetsiz bir durumla karşılaşmadık. Sağda solda yatan evsizler var ama bir zararları yok.
İkinci gün için planımız Acropolis’i gezmekti. Acropolis'i şehrin her yerinde uzaktan görebiliyorsunuz. Sabah 10:30’da Kostas’la buluşup Acropolis girişine vardığımızda çok uzun bir sırayla karşılaştık. Planımızı değiştirip etrafta dolaşarak ve bir cafede frappe içerek vakit geçirdik, öğle yemeğini ise Kostas’ın önerisiyle Plakiotissa’da yedik. Burası ilk bakışta turistik görünen, bu nedenle çok da içime sinmeyen, ancak yemeklerin lezzetiyle gönlümü fetheden bir yer oldu. Özellikle dönerin bir benzeri olan gyro harikaydı. Porsiyon şeklinde alınan gyro’yu yeme usulü pita parçasına biraz cacık sürüp (tutkal olarak) üzerine gyro, patates ve soğan koyarak pideyi kıvırmak ve döke saça ısırmak şeklinde. Gyro’nun yanına aldığım Mythos birası da yemeğin keyfine keyif ekledi.
Öğle yemeğinin ardından kişi başı 1,20 €’ya 90 dakikalık Atina içi ulaşım bileti aldık ve M1 hattını kullanarak Pire’ye geçtik. Yine Kostas’ın önerisiyle Pire’ye bir istasyon kala Faliro’da inerek tramvaya geçtik ve böylece Pire’yi biraz tramvayla gezme şansımız oldu. Pire’ye geliş amacımız eşimin isteği üzerine Flisvos Marina’yı görmekti. Burası çok sayıda lüks süper yat barındıran büyük bir marina. Marina’ya ulaştığımızda Kostas gayet sakin bir şekilde yan taraftaki iskelede Averof’un bulunduğunu söyledi. Gezilerde önceden hazırlıklı olmak bu nedenle çok önemli. Ben yılların denizcisi olarak başka bir liman şehri olan Pire’yi çok önemsememiş ve konuya 'gidip görelim bakalım' şeklinde yaklaşmıştım. Oysa burada karşıma denizcilik tarihi açısından çok büyük önemi olan Averof zırhlısı çıktı.

Bu gemi İngilizler tarafından Osmanlı Devleti için inşa edilen, parası ödendiği halde Osmanlı’ya teslim edilmeyen döneminin en güçlü gemilerinden. Ege Adalarının çoğunun Yunan Adası olarak günümüze gelmesi bu geminin eseri. Bu önemli gemiyi ne yazık ki uzaktan gördükten sonra (müze kapalıydı ziyaret edemedik) marinada bir tur atıp süper yatlara bakarak hayaller kurduk ve bir cafede oturup güzel havanın tadını çıkardık. Atina’ya döndüğümüzde akşam olmuştu, Kostas evine döndü, biz de Kolokotroni sokaktaki Noel Bar’da akşam yemeğimizi yedik. Burada yediğimiz falafel ve karides soslu levrek çok iyiydi. Özellikle falafel kesinlikle denenmeli. Burada bir başka Yunan birası Alpha'yı denedim, şekerli tadını pek beğenmedim.

Üçüncü gün için önceki günden eksik kalan Acropolis'in biletlerini bu kez sıra beklememek için internetten aldık ve gerçekten çok beklemeden içeri girdik. Atina’ya hakim bir tepede konuşlu olan Acropolis’e gidiş insanı yormayan bir yokuşta 15 dakikalık bir yürüyüş aslında, ancak ziyaretçi kalabalığı, Acropolis girişinin dar oluşu ve bazı yerlerde tehlikeli şekilde kayganlaşan zemin çok yorucu oldu. Buradaki eserlerden Parthenon aslında şehrin tanrıçası olan ve şehrin adını aldığı Athena’ya adanan çok önemli bir tapınak, ancak Osmanlı zamanında burası bir dönem harem(bu bilgi güvenilir değil) bir dönem de cephanelik(!) olarak kullanılmış ve bir Venedik gemisinin attığı güllenin isabet ettiği cephanelik havaya uçarak Parthenon’u yerle bir etmiş. Şu anki görüntüsü yıllar içinde toparlanmış hali, çoğu yerinde yeni eklenen parçaların rengi belli oluyor, hala çalışmalar devam ediyor. Acropolis’de çeşitli tanrılara adanan çeşitli tapınaklar var. Açıkçası bugüne kadar gezdiğim en iyi arkeolojik site diyemem ancak renklerin (eserlerin sarı rengi ile gökyüzünün mavisi ve bulutların beyazı) ve şehir manzarasının büyüleyici bir etkisi var. Biz de bol bol fotoğraf çektik.



Bir de gün doğumu ya da gün batımını görmek isterdim ancak bu kalabalığa daha fazla dayanamayıp gezimizi çabuk şekilde bitirdik. Acropolis yorgunluğunu Plaka merdivenlerinde bir cafede frappelerimizi yudumlayarak attıktan sonra eve gidip üstümüzü değiştirdik ve öğle yemeği için Ailou sokak’taki Eatery’ye geçtik. Burası yeni açılmış, Dionysos salata ve pidede kebap aldık. İçecek olarak da limonata ve Vergina bira. Bu yeni restoranın bizde yarattığı etki çok iyiydi. Burada içtiğim birayla birlikte toplamda dört farklı Yunan birası (dördüncü Santorini'deki Donkey) tatmış oldum, sadece birini (Alpha) beğenmedim.

Öğle yemeğinin ardından Ermou caddesi’nde tur atıp mutfaktan büro malzemesine oyuncaktan yiyeceğe çok çeşitli ürünler satan Flying Tiger’a uğradık. Buraya yakın olan Attika Bakery’den Galactoboureko’muzu alıp odamıza dönerek biraz dinlendik. Galactoboureko, üstü çıtır içi yumuşak, krema dolgulu bir tür börek. Laz böreğine benziyor, ancak çok daha tatlı. Kesinlikle denenmesi gereken bir yiyecek.
Odamızda dinlenmenin ardından sokaklarda keyifle tur atarak gezindik, etrafta gördüğümüz birkaç kiliseye uğradık. Ardından akşam yemeğini bir gusto bar tabelasına sahip olan güzel ambianslı Tailor’s House’da yedik. Eşimin Chicken Bar Bun ve benim Greek Style Tacos şeklindeki seçimlerimiz bizi memnun etti. Buradan da ilk gün dolaştığımız Psyri’de bulunan Contrabando’da akşamımızı sonlandırdık.

Atina’daki son günümüz öğlene kadar hafif bir gezi ve Plaka Stairs’de bir frappe ile sona erdi. 1530’daki uçuşumuz için 1200’de evden ayrıldık ve geldiğimiz gibi metro ile havalimanına ulaştık.
Atina gezimiz uzun zamandan sonra gezi amacıyla ilk yurt dışı çıkışımızdı. Daha öncekilere kıyasla biraz plansız bir gezi oldu. Bu gezimizde daha çok ‘haydi bir de şuraya bakalım neler varmış’ şeklinde rahat davrandık. Atina’lı arkadaşım Kostas’ın yardımıyla biraz daha yerel yerleri görme şansımız da oldu. Atina’ya yönelik genel izlenimlerim ve önerilerim şu şekilde:
Bu gezimizde amacımız daha çok sakin bir haftasonu geçirmekti. Tarihi eserlere ya da yemek kültürüne dair özel bir bilgi edinmedik, sadece pandemi sonrası ilk gezimizin keyfini çıkardık. Tarih ya da mitoloji merakı olanlar Sokrates’in Academia’sında gezinebilir, Zeus ve Hephaistos mabedlerini ziyaret edebilir.
Osmanlı’nın izleri ya silinmiş ya da Osmanlı burada hiç bir eser bırakmamış. Asırlarca Osmanlı egemenliğinde kalmış olan bu şehirde Monastiraki meydanındaki bir caminin (ki onun da minaresi yok, şu an modern sanatlar müzesi olarak kullanılıyor) dışında bir şey göremedim. Arapların İspanya’da daha çok eseri var, ki onların İspanya’ya yerleşip ayrılmaları Osmanlı’nın Yunanistan’dan ayrılmasından asırlar önceydi.
Yunan şaraplarının çok iyi olduğunu duymuştum ancak yemek kültürü (en azından benim yemek istediğim yemekler) daha çok uzo ve bira ile uyumlu. Aslında şarküteri tabağı ile şarap denemek gerekirdi, şimdi düşününce plansızlık kötü bazen işte.
Acropolis sabah erken gidip öğleden önce dönülmesi gereken bir gezi güzergahı. Güneş parlıyorsa çok sıcak, rüzgar ve bulut varsa çok serin, her durumda da çok rüzgarlı. Hava şartlarından korunmak önemli. Rahat ayakkabı ve kıyafetler giyilmeli, sağlık sorunu ya da yürüme güçlüğü varsa engelli girişinden asansörle çıkabilirsiniz.
Tüm restoran, bar ve diğer mekanlar özenle döşenmiş, çalışanlar satış anlamında agresif değil değil, sokakta kolunuzdan çekip buraya gel diyen yok. Yemekler genelde iyi ve fiyatlar Türkiye ile denk. Ancak Türk lirası ile kazanan herhangi biri için yüksek kalıyor elbette. Bir öğünü kişi başı 10 euro ile atlatmak mümkün. Biz kahvaltıları evde yaptık.
Tüm mekanlarda oturunca şişede ya da sürahide su getiriliyor, ücretsiz.
Toplu ulaşım ucuz ve rahat. Araç kiralama sadece çevredeki köyleri gezmek için gerekli olabilir.
Şehir insanın üstüne üstüne gelmiyor. Yüksek bina yok gibi.
Genel olarak ziyareti hak eden bir şehir.

Comments